Batuhan Piatti‘nin mutfağın başında bulunduğu, İstanbu Etiler’deki Günaydın Steakhouse‘un etleri, yurtdışındaki Arjantin steakhouse’ları aratmayacak kadar kaliteli.

Yıllardır yurtdışında mutlaka Arjantin steakhouse’larında yemek yerim. Ancak son zamanlarda buralarda eskisine göre daha az keyif aldığımı fark ettim. Nedeni, bizde açılan kaliteli et lokantaları. Gerçi Arjantin ya da ABD’deki kadar kaliteli sığırlarımız hâlâ yok. Kuru dinlendirme yöntemini ve Amerikan tarzı et parçalamayı kasaplarımız yeni yeni uygulamaktalar. Ama İstanbul, hızla modern et lokantalarıyla donanıyor. İstanbul’un en iyi et lokantalarının odaklandıkları semt ise Etiler. Nusret ve Noseven adlı steakhouse’lar burada. Günaydın Kasap’ın dört şubesi birbirine birkaç yüz metre mesafede. Biraz ötede, Küçükarmutlu’da ise Dükkan hizmet veriyor. İstanbul’da Günaydın adını taşıyan tam 17 et lokantası var. Bunların bir bölümü köfteci, bir bölümü kebapçı, üst düzey mekanlar ise steakhouse. Etiler’de iki steakhouse birden var. En yenisi, aynı zamanda Günaydın’ların amiral gemisi. En genç şeflerimizden Batuhan Piatti Zeynioğlu’nun mutfağın başında bulunması, diğer şubelerden farklı çeşitlerin bulundurulması bunu vurguluyor. Piatti’nin ne gibi farklar getirebildiğini de görmek üzere Günaydın’ın Nispetiye Caddesi üzerindeki steakhouse’una dostlarla akşam yemeğine gittim. Şef yoktu; yeni bir Masterchef programının çekimi için bir süredir uğramıyormuş. Burası aynı zamanda kasap dükkanı. Girişin solundaki dolapta etler sergileniyor. Sağda, cam arkasında dinlendirilmiş büyük parça etler sürekli hareket ettirilerek bir tür ‘sanatsal performans’ atmosferi yaratıyor.

KOBE SIĞIRI, KUZU SIRTI VE KASAP KÖFTESİ
Oturur oturmaz, ortaya nefis bir füme et ve peynir tabağı ve sıcak ve lezzetli ekmekler getirildi. Şarap listesine göz attım. Tüm şaraplar makul düzeyde fiyatlandırılmıştı ve birçoğu kadehle de servis ediliyordu. Mönüde bütün soğuk dinlendirilmiş alafranga kesim etler mevcuttu. Ancak garson bize cazip bir yol önerdi. Art arda ızgara Kobe sığırı, bonfileden hazırlanmış, ‘lokum’ diye adlandırdıkları ince parçalar ve kuzu sırt servis edilecek, devamına sonra karar verecektik. Bir de tulum peynirli, ince kıyım yeşil salata söyledik. Önce Kobe sığırı geldi. Bu sığır ırkının adı Wag-yu. Japonya’nın Kobe şehrinde bu hayvanlar özel besiye çekiliyor, sırtlarına birayla masaj yapılıp, dünyanın en pahalı eti olarak sunuluyor. Buradaki Wag-yu, Kobe sığırı yumuşaklığında olmasa da nefisti. Lokum, adına yakışır yumuşaklık ve lezzetteydi. Kuzu sırtı ise gerçek bir başyapıttı; ağızda eriyordu. Kasap köftesi ise Türkiye’nin en iyilerindendi. Büyük parça etler ısmarlasaydık, tek bir çeşit tadabilecektik. Böyle azar azar farklı çeşitler getirtmemiz, onlar hakkında daha iyi izlenim edinmemizi sağladı. Yemeği bu mekana özgü krep süzet benzeri, masanın başında flambe edilen çok lezzetli bir krep ile tamamlayıp, üstüne kahvelerimizi yudumladık. Bu olağanüstü et şöleni için kişi başına 90 lira ödedik. Sanırım artık yurtdışında Arjantin steakhouse’larına uğramam. Zira bizde daha iyisi bulunuyor.

Deniz Erbil

Kaynak: Sabah Gazetesi

Leave a Reply