Her yıl ikamet iznimizi yenilemek için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne gitmek zorunda kalıyoruz. Bu angaryanın tek olumlu tarafı, Anadolu’nun dört bir yanından İstanbul’a gelenlerin açtığı birçok ilginç lokantanın bulunduğu Aksaray’dan geçmek.

Mahalledeki en son keşfimiz Akdeniz Hatay Sofrası. 1985 yılında Hataylı Mehmet Bey’in kurduğu aile işletmesi lokanta, bölgenin yöresel lezzetlerini sevenleriyle buluşturuyor. Ne zaman gitsek iki katı da tıklım tıklım dolu, kalabalık gruplar, Hatay’dan İstanbul’a taşınmış aileler, tabaklardan gözükmeyen sofralarda ziyafet çekiyorlar. 1930’ların ortasına kadar Suriye toprağı sayılan Hatay’ın geçmişi, özellikle başlangıçlar masaya geldiğinde kendisini ele veriyor. İstanbul’da bulunması şaşırtıcı derecede zor olan krema kıvamındaki humus ile közlenmiş patlıcan ve yoğurtla yapılan mütebbel salatası en dikkat çekici örnekler. Nar ekşisi sosunda servis edilen kırma zeytin ve kekiğe benzer bir ot olan zahter salatası da mükemmel. Ana yemeklerde kebap çeşitleri ile ev yapımı çorbalar, tencere yemekleri ve böreklerden oluşan günün spesiyalleri bulunuyor.

Ancak mönünün en çarpıcı ikilisi iç pilavlı tuzda kuzu ve tuzda tavuk. En az iki buçuk saat önceden ısmarlanması gereken bu yemeklerin yapımı tam bir sanat. Kaya tuzundan bir kubbenin altına gömülen et, odun fırınında yavaş yavaş pişmeye bırakılıyor. Daha sonra tekerlekli bir araba üzerinde masanıza getirilen devasa kubbe ateşe veriliyor. Ateş yanar yanmaz tuz sıcağın etkisiyle patlıyor. Dünyanın başka yerlerinde dava sebebi olacak bu ufak ‘patırtı,’ burada sofra keyfinin bir parçası. Alevler sönünce garson bir çekiç ve keski yardımıyla tuzdan kabuğu kırıp içinden dumanı tüten sulu eti ve eğer tercihinizi tavuktan yana kullandıysanız çıtır çıtır deriyi çıkarıyor. Eğer hala yeriniz kaldıysa peynirli künefeyi de şiddetle tavsiye ediyoruz.

Angel Mullins – Yigal Schleifer

Kaynak: Radikal Gazetesi

Leave a Reply