Ayvalık’taki Nesos lokantası, kabuklu deniz ürünleri, zeytinyağlıları ve mezeleriyle öne çıkıyor. Midilli usulü mezelerde, yemeğin tadını örtecek hiçbir baharat kullanılmıyor.

Geçen hafta sonu Ayvalık’taydım. Ayvalık’ın dar, tarihi sokaklarını dolaştım. 19. yüzyılda buraya ‘Osmanlı Rönesansı’ tanımını kazandıran sanat ve kültür yaşamının kalıntılarını gezdim. Her zaman olduğu gibi Cunda Adası’nda yemek yedim. Bu güzel ilçemiz yazlıkçılar gittikten sonra gerçek yüzünü ortaya koymuş, sakin, acelesi olmayan yerli halk, biz İstanbulluların unuttuğu yavaş tempolu yaşamlarına geri dönmüşlerdi. İşte ben Ayvalık’ın bu yüzünü seviyorum. Biliyorsunuz, her yeri Türkçeleştirme kampanyası sırasında binlerce yıllık Cunda’nın da adı Alibey Adası oluvermişti. Bu isme ısınamadım bir türlü. Çoğunluk da benim gibi düşünüyor olmalı ki, Alibey Adası sadece resmi belgelerde varlığını sürdürüyor, onu herkes Cunda olarak anıyor. Cunda’da hayat sabah erkenden sahil boyunda başlar. İkinci hayatlarını burada geçiren Ankara ve İstanbullu tanıdık yüzlere sahil yolundaki ünlü Taş Kahve’de rastlarsınız. Güneş biraz yüzünü göstermişse, gazetelerini koltuklarının altına kıstırıp Taş Kahve’nin önündeki bir tahta iskemleye oturanlar, hemen karşılarında seferden dönen balıkçılar ağlarını onarırlarken, çay ya da kahvelerini yudumlar, günün haberlerini gözden geçirirler. Gazetelerin en uzun sürede okunduğu yerlerden biridir Cunda. Sanki gazete okumak işin bahanesi gibidir. Zaten okunacaklar bitse de, Ege’nin o emsalsiz mavisine bakarak bir süre daha otururlar Cunda’nın simgesi bu kahvede. Akşamüstü aynı sahil canlanır, kıyı boyundaki lokantalar kapılarını açar, benim gibi güneşi batırmadan, bir an önce bu lokantalardan birine kapağı atmak isteyenler, masalarda yerlerini alır.

TOSTÇULUKTAN BALIK LOKANTASINA
Bu hafta sonu yine bu lokantalardan birinde, Nesos‘taydım. Nesos, Cunda’nın Antik Çağ’daki isimlerinden biri. Burayı 22 yıldır Murat Tekinoğlu işletiyor. Babası Hüseyin Bey, eski seyyar tostçu. Büyük kentlerde de moda olan Ayvalık tostunu ilk yapan kişi olarak biliniyor. Nesos’un mezeleri sergilediği buzdolabının boyutları, sahil yolundaki diğer restoranları kadar büyük, meze çeşitleri zengin. Kabuklu deniz ürünleri, birtakım zeytinyağlılar, fava, pilaki gibi zeytinyağlı baklagiller Nesos’un dolabını da süslüyor. Ancak süt ve unla hazırlanan sulu bir sosla servis edilen deniz ürünlü pazı sarma harika. Burada akkız denen şevketi bostanlı fener balığı, deniz ürünlü beğendisiyle ünlü. Nesos’un bir özelliği de mezelerini Midilli usulü hazırlaması. Midillileri Giritlilerden ayıran en önemli özellik, Midilli yemeklerinde malzemenin tadını örtecek herhangi bir baharat kullanılmaması. Buna karşı, tarihi baharat yolu üzerindeki Girit’in mutfağı baharat açısından daha zengin. Genellikle buradaki lokantacılar, Ayvalık’ın yerli halkının çoğu gibi Midilli kökenli olsalar da, restoranların önemli bölümünde Midilli ve Girit mezeleri, birlikte sunulur. Nesos’un sahibi Cunda’nın yerlisi, eşi ise Girit asıllı olmasına rağmen, onlar restoranlarında Midilli usulü mezeler sunmayı tercih etmişler. Nesos’ta dostlarımla nefis bir akşam yemeği yedik. Yemeği, Murat Bey’in tavsiyesiyle çok lezzetli bir balık çorbasıyla noktaladık. Bol içki ve mezenin tüketildiği soframızda, kişi başına 70 lira ödedik. Ayvalık’tan ayrılırken ayaklarım ters ters gitti.

DENİZ ERBİL

Kaynak: Sabah Gazetesi

(Bkz: Midilli’de ne yenir, ne içilir?)

Leave a Reply