Beyazımsı ve yumuşak taşlardan yapılmış, en az üç asırlık evlerin dar sokaklarında yürürken, tek yaşam belirtisi isot kokusudur.

İsot ile ilgili birçok hikâye vardır. Ancak en çok konuşulan, bilinen isot tarlalarıyla ilgilidir. Fransızlar Urfa’yı işgal için asker konuşlandırırken, Bey Kapısı’nda oturan ahaliye haber gelir, Fransız askeri yaklaşıyor diye. Aldıran bile olmaz, kimseden pek ses çıkmaz. Oturmaya devam ederler. Gün ilerlerken yeni haberler gelir. Fransızlar Akabe gibi kente hakim tepeleri de işgal etmiştir. Kente girmeleri an meselesidir. Ahalide gene bir hareket yoktur. Son gelen haber ise herkesi ayaklandırmaya yetmiş, infial yaratmıştır… Fransızlar isot tarlalarına girdi! Kızılca kıyamet kopar. “Vurun ulan vurun bugün namus günüdür” der ahali. Gerisi malum. Fransızlar Urfa’dan çıkartılmış, Fransızlar isot başkaldırısına yenilmiştir… Bu hikâye kuşkusuz rivayettir.

Fransızların Urfa’dan atılması apayrı destanlara ve direnişlere konudur. Ancak isot anlatıldığı kadar da etkilidir. Tüketilmesine gelince, tek kelimeyle korkunç miktardadır. Kahvaltı, öğlen ve akşam yemeklerinin temel yiyeceği ve hayatın ritmidir isot. Hoyrat çekenlerin dopingidir aynı zamanda… Uzun hava çekmenin sırrıdır belki de.
İsot kendisine kardeş olarak çay ve tütünü seçmiştir. Acıdır her üçü de. Ama hikâyeleri apayrıdır. Çayın hikâyesine gelince; l. Dünya Savaşı bitmiş, Cumhuriyet yeni kurulmuştur. Halk yokluk ve kıtlık içindedir. O dönem çay çok bulunan bir içececek değildir. Hiçbir yer güvenli olmadığı gibi, ölüm kol gezmektedir. Deniz aşırı gidişler gelişler durmuştur. Çay ancak ağa ve beylerin evlerinde bulunduğu gibi büyük zenginlik belirtisidir. O dönem kaçakçılıkla uğraşan Reşo hastalanır. Günlerce yatar. Büyük acılar içindedir. Yemek yemez, bir şey içmez. Canı çay çekmektedir. Ancak çevrede çayı olan köylü yoktur. Herkes yoksul, herkes perişandır. Tek çare kilometrelerce uzaklıktaki ağanın köyüdür. Bir gönüllü bulunur. Gece olmasına rağmen yola düşer rüzgar gibi bir atla. Durum anlatır. Rica minnet bir avuç kaçak çay alınır. Yumruğuna sımsıkı sakladığı çayı alan atlı geri döner. Kaçakçı Reşo ölmemiştir daha. İnlemektedir acılar içerisinde… Bir avuçluk kaçak çay, atlının parmakları arasında terlemiş, yapış yapış olmuştur. Olsun, çay çaydır. Reşo’nun ölüm döşeğindeki belki son isteğidir. Ağaların zulalarından çıkarılan bir avuç çay, demlik olmadığı için tavada demlenir. Son çayını içen Reşo derin bir uykuya dalar. Bir daha uyanmaz…

Leave a Reply

  1. Çiğ Köftenin Hikayesi

    […] mutlaka Şanlıurfa isodu (pul biberi) […]

  2. İyi çiğ köfte nasıl yapılır?

    […] köftenin, özel olarak hazırlanmış kalaylı bakır kaplarda, ev yapımı isot (pul biber), kara et, köftelik bulgur, salça, tuz, baharat, yeşil soğan ve sarımsağın […]

  3. Kolay Lahmacun

    […] domates dilimi koyarak orta ısılı fırında pişirin. Sıcak olarak servise sunun. Arzuya göre acı kırmızı biber de […]

  4. Meze Tarifleri

    […] Akdeniz, Ege’nin zeytinyağlı, deniz ürünlü bir tadı, kah Ortadoğu’nun acılı, isotlu bir lezzeti, kah Balkanların ya da Anadolu’nun ciğerli, yoğurtlu, peynirli, baklagilli bir […]