The Marmara Taksim‘in çatı katında açılan Raika adlı restoran-barın menüsünde Türk yemekleri tercih edilmiş. Lüks bir mekanda kelle çorbası, kuzu gerdan haşlama gibi sıra dışı yemekler, gelenleri şaşırtıyor…

Türk mutfağını dünyaya tanıtma çabalarına, öncelikle ülkemizin turistik tesislerinde kaliteli Türk yemekleri sunmakla başlanması gerektiğini savunanlardanım. Siz istediğiniz kadar yurtdışında şık Türk restoranları açın, ülkemize daha önce gelip de ‘her şey dahil’ sistemden boyunun ölçüsünü almış bir yabancıyı buralara çekemezsiniz. Oysa İstanbul ve Anadolu mutfaklarının başarılı örneklerini tadıp gönül vermiş bir turist, kendi ülkesinde karşısına çıkan Türk restoranına sıcak bakacak, bir de oradaki yemekleri beğenirse, gelecek sefer dostlarını da getirecektir. Bu sonbaharda kentin iki önemli oteli peş peşe Türk restoranlarını devreye soktu. Grand Hyatt İstanbul’un 34 adlı restoranı hakkında değerlendirmemi sizlerle paylaşmıştım. Şimdi de The Marmara Taksim’in 20. katında Raika adıyla yeni bir Türk restoranı hizmete girdi. Bu otelin çatı katı, nefes kesecek kadar güzel manzaralıdır. Boğaz, Adalar, tarihi yarımada ve Haliç ayaklarınızın altındadır. Ne yazık ki bu kat, yıllarca değerlendirilemedi. Yönetim şimdi isabetli bir kararla bu katı Doors grubuna kiraladı; Doors ise konseptin ‘Türk’ olduğuna gönderme yapan Raika adıyla bir restoranbar düzenledi; Taksim meydanına bakan, nispeten daha az etkileyici manzaralı kısmı bar olarak kullanılıyor. Boğaz’a bakan cepheler restorana ayrılmış ve hemen herkes oturduğu yerden İstanbul’un tadını doya doya çıkarabiliyor. Yemek menüsü daha üçüncü satırında beni fethetti. Mercimek ve balık çorbalarının ardından ‘geleneksel kelle çorbası’ yer almıştı. İlk kez lüks bir restoranda kelle çorbası gibi sıradışı bir spesiyaliteyle karşılaşıyordum. Geri kalan yemekler de etkileyiciydi: Her biri özenle oluşturulmuş beş çeşit salata, Ezine peynirli tepsi böreği, deniz mahsullü pilaki gibi başlangıçları, her biri farklı bir tuz karışımıyla lezzetlendirilmiş, kömür ızgarasında pişmiş sığır, kuzu, tavuk etleri ve köfteler izliyordu. Izgaraların yanında beğendi, kabak, brokoli, minyatür havuç, kapya biberi gibi garnitürler tercihinize bırakılmıştı.

TENCERE YEMEKLERİ LİSTESİ UZUN
Tencere ve fırın yemeklerinden daha çok etkilendim. Mürdümerikli dana kaburga, hünkarbeğendi, dana yanağı, terbiyeli kuzu gerdan haşlama, keşkek, kağıtta lagos fileto, buharda pazılı deniz levreği, karides güveç… Enginarlı mantı, kuş ağzı mantı, ev yapımı erişte, perde pilavı ve saray pilavı ise pilavlarımızı ve hamur işlerini temsil ediyordu. Şarap listesi tümüyle Türk şaraplarına ayrılmıştı. İçki içmediğimiz yemekte, arkadaşımla kelle çorbası ve deniz mahsullü pilakiyi paylaştık. Ardından birer porsiyon gerdan haşlama ve mürdümerikli dana kaburga söyledik. Yemeğin üstüne de Laz böreği ve Türk kahveli sufle ısmarladık. Yemekler mükemmeldi. Türk mutfağını en iyi şekilde temsil ediyordu. Ancak tatlılar için aynı yorumu yapamayacağım. Laz böreği tıkız ve bayat, çikolata ve Türk kahvesiyle yapılmış suflede de tatlar birbirine uymamış, denge oturmamıştı. Ayrıca sufle diye volkanik kek sunulmuştu. Kişi başına 90 lira ödediğim yemekten tatlılar dışında çok memnun ayrıldım. Sanırım bundan böyle İstanbul’un hoyrat kalabalığından, trafiğinden bunaldığımda, soluğu Raika’da alacağım.

BEĞENDİKLERİM
Beş yıldızlı bir otelde nefis bir terbiyeli kelle çorbası tadabileceğimi, hayal bile edemezdim. Yalnız bu çorba değil, tüm yemekler mükemmeldi. Kaliteli servis, etkileyici dekor ve özellikle muhteşem İstanbul manzarası da cabası.

BEĞENMEDİKLERİM
Açıldıktan birkaç gün sonra gittiğim restoranda sadece tatlılar beni hayal kırıklığına uğrattı. Tatlı menüsü henüz oturmamıştı. Ancak onların da yemeklerin düzeyine çıkarılması için çalışıldığını öğrendim.

Deniz Erbil

Kaynak: Sabah Gazetesi