Topkapı Kültür Parkı’nın içinde yer alan Zinnet Restaurant‘da İpekyolu ülkelerinin mutfaklarından başarılı örnekler tadabilirsiniz. Ancak restoran mönüsünde alkol bulunmuyor. Değişik lezzetlerin peşinde olduğumu bilenler bana ilginç buldukları restoranların adresini gönderir. Geçenlerde bir arkadaşımın yolladığı Zinnet Restaurant’ın internet adresine girdiğimde, tavşan kokusu almış av köpeği gibi kulaklarım dikildi. Zira 2 bin yıllık İpekyolu’ndan gelen lezzetlerin sunulduğu bir Orta Asya restoranının adresine ulaşmıştım.Burası çevresinden 10 binlerce aracın, metro ve metrobüs yolcusunun geçmesine rağmen dikkati çekmeyen, eski Trakya garajının bulunduğu yer; içinde Panorama 1453 Tarih Müzesi’nin de yer aldığı tertemiz bir parka, Topkapı Kültür Parkı’na dönüştürülmüş. Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün yanı sıra Türk cumhuriyetlerinin kültür merkezi olarak kullandıkları tek katlı ahşap evler dikkati çekiyor. Zinnet Restaurant ise parkın arka ucundaki tek katlı zarif bir binada yer alıyor.

Restoranın önüne aracınızı park edebiliyorsunuz. Sizi kapıda güler yüzlü, mükemmel Türkçe konuşan Zarife Hanım karşılıyor. Uygur Türklerinden Zarife Hanım, 10 yıldır Türkiye’de yaşıyormuş; üniversite öğrenimini ve doktorasını burada tamamlamış. Şimdi de kendisi gibi Uygur Türkü eşiyle bir kültür misyonu olarak gördükleri belediyeye ait bu tesisi işletiyormuş. Zarife Hanım bizi masamıza buyur ettikten sonra, biri en çok ısmarlanan yemeklerin fotoğraflarıyla birlikte yer aldığı daha küçük, öteki ise restorandaki bütün yemeklerin adlarını içeren iki yemek listesi getirdi. Özbek pilavı tanıdıktı. Nan’ın ekmek anlamına geldiğini de biliyordum. Ama göşnan, nan üstü kardak, legmen, zireli kebap, serikaş kebap, çüçüre, kude böreği, pintoza salatası, ugre gibi yemek isimleri, yanında fotoğrafları olsa da bir şey ifade etmiyordu. Zarife Hanım’dan bizim kuzu şiş kebabımızın Uygurca zıh kebap olarak adlandırıldığını şorpa’nın çorba anlamına geldiğini öğrendiğimizde, bizde de bulunan benzer yemekleri eledik. Baktık ki yine işin içinden çıkamıyoruz, Zarife Hanım’a tümüyle teslim olduk. Legmen, üzerinde et ve sebze bulunan el makarnasıydı. Göşnan’ı ise çok övdü. İri, içinde bol ve sulu kıyma harcıyla buharda haşlanmış mantılarının yoğurtsuz, yanında acılı sosla yendiğini de öğrendik. Çüçüre, suikaş, kişkaşteli ve zinnet şorpa, listedeki çorbaların adlarıydı. Beş parmak diye adlandırılan yemek Kazakların çok sevdikleri hamur altında getirilen bir et yemeği, samsa ise bizdeki gibi tatlı değil, bir börek çeşidiydi. Mönüde sarımsak soslu Uygur marulu dikkatimi çekti. Bu marul Çin’den taze olarak getiriliyormuş. Dünyanın öbür ucundan gelen malzemeyle hazırlanmış yemeğin, porsiyonu 12 liradan ikram edilmesine şaşırdım.

EKMEK, SÜTLÜ HAMURDAN YAPILMIŞ
Bize önce Küşkaşteli çorbası ve Göşnan servis edildi. Göşnan, üzeri nar gibi kızarmış içi bol kıymalı kıtır kıtır bir börek. Zarife Hanım’ın övdüğü kadar var; nefis. Küşkaşteli çorbası da bir tür el yapımı erişte çorbası. Yemeğin yanında verilen nan, yani ekmek, sütlü hamurdan yapılıyor. Lezzetli ama bana tıkız geldi. Yemekler basit görünmekle birlikte tattıkça lezzetlerinin kompleks olduğunu fark ediyorsunuz. Örneğin iri mantılarda bolca sığır kıyması kullanılmış. Ancak içine az miktarda koyun döşü de ilave edilmiş. Bu, lezzetini bir kat artırmış. Zarife Hanım’ın tavsiyesiyle yoğurtsuz mantının üzerine acılı sos ve arpa sirkesi damlattım. İlk kez tattığım arpa sirkesinin tadını çok beğendim. Arada soya şehriyesinden yapılmış Pintoza salatası geldi. Onun da üzerine bol arpa sirkesi serpilmişti. Bu sirke vücuttaki yağı eritiyormuş. Uygur kadınları sabahları sulandırılmış arpa sirkesi içermiş. Derken acılı fasulye kavurması da geldi sofraya. Kızartılmış yeşil fasulyelerin üzerine yine kızartılmış tuzlu acı süs biberleri serpilmişti. Tuzu fazla bulduk. Zarife Hanım ise Uygur tuzunun sodyum düzeyinin çok düşük olduğunu, diyet tuz sayılabileceğini söyledi.

Nihayet zireli kebap denen baharatlı bir et yemeğiyle Uygur pilavı geldi. Özbek pilavı nohut, üzüm ve birçok malzemeyle yapılıyor. Uygur pilavı ise daha sade; nohut, bazen biraz et, havuç, soğan ve tane kimyon katılabiliyor. Tatlı listesi çok zayıftı. Zarife Hanım Orta Asya tatlılarının şekersiz, kurabiye tadında olduğunu, tatlı ve meyvelerin yemekten sonra olduğu gibi önce de yendiğini anlattı. “Tatlıdan sonra yemek yiyecek hal kalıyor mu?” soruma ise “Bizde ‘Yemeğin midesi başka, tatlılarınki başkadır’ denir,” yanıtını verdi. Ziynet, mücevher anlamına gelen Zinnet Restaurant’ta içki yok. İçecekler arasında tek ilginç olanı da at sütünden yapılmış kımız. Biz yemekte kaliteli yeşil çay içtik. Yemeğin sonunda da kımızdan birer yudum tattık. Yüzümüzü buruşturduğumuzu gören Zarife Hanım, Türkistan’da içilen kımızın farklı olduğunu, onu içmiş olsak beğeneceğimizi söyledi. Yeşil çayı bitirmemiştik, ağzımızda kalan olumsuz tadı çay silip süpürdü. Bu abartılı ziyafet için iki kişi 90 lira hesap ödedik. Zinnet Restaurant benim için İstanbul’un hiç umulmadık bir noktasında, umulmadık lezzette yemekler sunan, mükemmel bir keşif oldu. Hararetle öneririm.

Deniz Erbil
Kaynak: Sabah Gazetesi

Leave a Reply