Şarap tarihi ve kültürü
VN:F [1.9.22_1171]
Puan: 0.0/5 (0 votes cast)

Öylesine eski bir içki ki şarap… Ve öylesine bir olmuş ki insanların yaşamıyla…
Sümerlerin sosyal hayatında önemli bir rol üstlenen şarap sembolik bir anlam taşıyordu bu ülkenin insanları için.

Milattan önce 3000 yılına ait ilk epik destan olan Gılgamış destanında şarap bir ada kavuşur artık, bir kişilik olmaya başlar. Şarap daha M.Ö. 3000’lerde ekmek ve yağ ile beraber insanı uygar kılan bir öğe olmuştur.

İnsanlık tarihinin en fazla anlam yüklediği içkidir şarap. İlk olarak nerede görüldüğü tam olarak bilinemese de hakkında her kültüre ve topluma özgü bir çok efsane vardır. Kökeni efsanelere kadar dayanan bu köklü içki binlerce yıl sonra da günümüze değerini koruyarak geliyor ve Bab-ı Hayat (hayat suyu) bize hikayelerini anlatmaya devam ediyor.

Efsaneye göre, Nuh peygamber tufandan sonra hayvanları ile beraber Ağrı dağı eteklerinde yaşamaya başlar. Karınlarını doyurmak için civarda dolaşan hayvanlardan keçinin bir gün olağanüstü neşeli döndüğünü görür. Bu hal günlerce devam edince Nuh peygamber keçisinin peşinden giderek, bu durumun yediği bir meyveden kaynaklandığını keşfeder. Kendisi de bu meyveyi çok beğenir ve hayatı pespembe gösteren suyun müptelası olur.

Nuh Peygamber’i mutlu gören şeytan, onun neşesini kıskanarak, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh peygamber üzüntüsünden yataklara düşünce, efsane bu ya, şeytan insafa gelip bu meyveyi yeniden canlandırabilmek için ne yapılması gerektiğini söyler. Eğer meyvenin kökü açılır ve hayvanlardan yedi tanesinin kanı ile sulanırsa, asma canlanacaktır. Aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilkiden oluşan kurbanlar seçilip üzüm kanları ile sulanır ve bir yıl sonra bitki tekrar canlanır; yaprak ve meyve vermeye başlar. Şarapla sarhoş olan kimsenin davranışları incelendiğinde, bu yedi hayvanın karakterini taşıyan haller görülür. Kah aslan kadar cesur, kah kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, horoz gibi gürültücü, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olurlar.

İran efsanelerinde şarabın ilk olarak Pişdadiyan Sülalesi’nin ünlü hükümdarı Cemşit zamanında üretildiği söylenir. Cemşit bol bol asma diktirerek, meyvelerinin halka dağıtılmasını emreder. Mahsul bol olunca, saklamak üzere kaplarda muhafaza edilen üzümler değişik bir lezzet alır; üstelik şırası da acımtraktır. Bu suyu zehirli sanıp içmezler. Rivayete göre, Cemşit’in en güzel ve gözde cariyesi şiddetli baş ağrısından ötürü canından bezmiştir. Ölüp kurtulmak için bu kaplardaki zehirli sulardan içip hayatına son vermek ister. Fakat içtiği zehir onu öldüreceğine diriltir, üstelik neşe içinde derin bir uykuya dalar. Uyandığında baş ağrısı kalmamış, vücudu ve ruhu dinlenmiştir. Durumu Cemşit’e anlatır ve hükümdar ile sevgilisi ömür boyu “Ab-ı Hayat”tan (Hayat Suyu) içip, neşeli ve mutlu yaşarlar.

Sekizbin yıllık serüven
Efsanelerinden de görüldüğü gibi şarabın tarihi binlerce yıl öncesine dayanılıyor. Şarap ile ilgili bir çok kalıntı olmasına rağmen ilk olarak ne zaman ve nerede keşfedilmeye başladığı tam olarak bilinmemektedir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan eski kentlerde, yığınlar halinde üzüm çekirdekleri bulunmuş, çekirdekler üzerinde yapılan analiz ve incelemeler bunu doğrulamıştır. Şarap, sekiz bin yıllık serüven dolu yolculuğunda insanoğlunun ufkunu açmış, tutkularını alevlendirmiş kısacası vazgeçilmez olmuştur.

İnsanlık için şarap aynı zamanda dini anlamda da büyük önem arzetmiştir. Antik dönemde her toplumun bir de şarap tanrısı vardı. Mısırlılar tanrılarına Osiris, Yunanlılar Dionysos, Romalılar ise Bacchus adını vermişlerdir. Tek tanrılı dinlerin kitaplarında da şaraptan sıkça sözedilmiştir.

Tufandan önce de vardı
Şarabın tarihi daha eski olmasına rağmen şarap kültürünün başlangıcının Hititlerde (İ..Ö. 4000) olduğu kabul edilir. Konya’nın Ereğli ilçesinde bulunmuş bir taş kabartmada Hitit Kralı Varpalavas iki elini bereket tanrısı Tarhu’nun karşısında kavuşturmuş bereket dilerken Tanrının elinde o zamanın iki en değerli gıda maddesi görülmektedir: Üzüm ve buğday. Üzüm, Tarhu’nun sağ elinde olduğuna göre, üzüme buğdaydan fazla önem verilmektedir.

Hititlerde Telepinu ölümsüz ana ve babasına ölümlülerle oyun oynayan, söz dinlemez bir afacan oldu. Hiç sebep olmaksızın şimşeği oraya buraya fırlattı, gizleri ortaya döktü, şarap tanrısı olup insanları sarhoş etti, mevsimleri birbirine karıştırdı. Telepinu, Hititlerde çok sevilen, popüler bir tanrıydı.

Şarap, Hititlerin önemli bir ihraç maddesi idi. Bugünkü Suriye ve İsrail kıyılarında yaşayan Kenanlılar ve sonra aynı coğrafyada Fenikeliler şarabı geminin altına serilmiş kumlara saplanması için dibi sivri yapılmış amphora’ların içinde Mısır’a, Girit’e ve Yunanistan’a taşıyorlardı. Kuzeyde ise Hititlerin şarabını Traklar satıyordu. Bir yandan da Asurlu tacirler tarafından şarap 250 – 300 eşeğin oluşturduğu kervanlarla Mezopotamya bölgesine İran’a ve Hindistan’a taşınıyordu.

Trakyalılar, görenekleri arasında şaraba çok önemli bir yer ayıran bir başka antik halk. Antik Çağ boyunca Trakyalılar şaraba olan tutkularıyla ün salarlar, bu ün öyle bir noktaya gelir ki, Şarap Tanrısı Dionysosun Trakya asıllı olduğuna inanılır. Şarap kutsal törenlerin içkisidir Trakyalılar için, kadeh ise tanrısal gücün simgesi…

Mezopotamya’da bağcılık ve şarapçılık, Asur hükümdarı Assurbanipal zamanında çok gelişmiştir. Assurbanipal’in sarayının asma bahçesi çok meşhurdu ve kral bu bahçede yaptırdığı bir çardakta tahtta oturur, kraliçe ile birlikte şarap içerdi.

Egon Friedell Mısır ve Eski Doğunun Kültür Tarihi adlı kitabında Babil’i şöyle anlatıyor:

“Babillilerin sofra ihtişamı sefahat eğilimli idi. Sofra zevkleri her türlü narkotik ile arttırılıyordu. Makbul olan şarap Şam’dan ya da Filistin’den gelendi.”

Gılgamış destanın Babil versiyonunda canlıları çift çift teknesine alıp selden korumak isteyen kaptan Utnapishtim teknenin yapılması sırasında “çalışanlara bira, yağ ve şarap verdim nehirler dolusu içtiler” der. Demek ki şarap Tufandan evvel de vardı.

Sonraları, Mısırlılar Hititlerden şarapçılığı öğrenmişler ve Firavunlar devrinde şarap imal etmeyi başarmışlardır. Onlar da cibreyi çarşaf şeklinde bezlerin içine doldurup bezin ağzını bükerek suyunu bir daha sıkma usulünü bulmuşlardır.

Günlük beslenmenin temel öğesi
Şarabı günlük beslenmenin temel öğesi haline getiren ve gerçekten sembolik bir anlam yükleyen ise Yunan Uygarlığı olmuştur. Şarap üretiminin bütün aşamaları önemli bayramlarla kutlanırdı Eski Yunanda. Bunlara bağlı bütün törenler ve şenlikler Dionysosa adanmıştı. Dionysos figürü Yunan kültürüyle beraber gelişti. O, Yunanlılar için en büyük tanrılardan biriydi.. Şarap tanrısı ile beraber lirik ve trajik şiir doğdu. Yunanlılar için şarabın ekonomik önemi de tartışılmazdı. Milattan önce beşinci yüzyılda Akdeniz’de Yunan şarabı ticareti en parlak devrini yaşıyordu. Yunanlılar kolonilerine sadece şaraplarını değil, şarap felsefelerini, kültürleriyle birleşen şarap imajını da yaydılar. Roma İmparatorluğu da bağcılığa ve şaraba özel bir yer ayırdı. İtalya şarap üretiminin ve ticaretinin merkezi olmuştu. Şarap artık sadece törenlerde sunulmuyordu. Evlerde ve kamuya açık lokallerde şarap içiliyordu.

Şarap tanrısı da tarz değiştirmişti. Yunanlıların Dionysosu Baküs adını almıştı. Baküs bir kahramandı. Milattan önce iki yüzlere doğru Baküs kültürü yayılmaya başladığında, sosyal ve ahlaksal düzen için tehlikeli olduğu fikri ortaya çıktı. Roma İmparatorluğu milattan sonra üçüncü yüzyılda kötü dönemler yaşamaya başladı. Bu sıkıntılar, sosyal hayatın tüm yönleri gibi tarımı da etkiledi. Bağcılık ve şarapçılık da bu sıkıntıdan payını almak zorunda kalmıştı.

Şarabın beşiği Anadolu
Bağcılığın belgelere dayalı tarihi Anadolu Uygarlıkları ile içiçedir. Şarap kültürünün Hititlerle başladığı kabul edilmektedir. Hititler bu köklü şarap kültürünü kendilerinden sonra gelen uygarlıklara bırakmıştır. Hititlerin ardından Anadolu, çeşitli uygarlıklara yurt olmaya devam etmiştir. Bunlardan Frigya ve Pers uygarlıkları ile Helenistik dönem boyunca bağcılık önemini korumuştur. Ankara’nın tarihi isimlerinden “Ancyra” eski Yunanca’da “koruk”, “Engürü” ise Farsça’da “üzüm” anlamına gelmektedir.

Anadolu, Türkler’in yurdu olduktan sonra da bu topraklarda bağcılık gelişmesini sürdürmüştür. Türkler diğer Müslüman toplumların aksine, egemenlikleri altındaki Hıristiyan grupların şaraplık üzüm yetiştiriciliğini engellemedi.

Şarap uzun serüvenine ve hikayelerine yüzyıllardır yenilerini ekleyerek günümüze kadar geldi.

VN:F [1.9.22_1171]
Puan: 0.0/5 (0 votes cast)

Yazılarımızı takip etmek istiyor fakat hergün sitemizi ziyaret edecek vakit bulamıyor musunuz? Haftalık e-posta bültenimize üye olarak yazıları kaçırmadan sitemizi takip edebilirsiniz.